Her şey bir köşe yazımla başladı.
Zaman-Makedonya Gazetesinde yayınlanan yazım, belge ve
hatıralara dayanan bilgilerle okulun evveliyatını verirken onu 1884 yılında
daha bugünkü okul binasının yerine bitişik olan iki katlı bir yapıda eğitime hizmete
açıldığını ortaya koyuyordu.
Sonra ikinci yazım belirdi: ‘Bir markadır Tefeyyüz’. Başlık buydu. Ancak başlığın sahibi
Makedonya anayasasının giriş bölümünü ilk keşfeden ve diplomat olarak gerektiği
gibi anlayan TC Üsküp Eski Büyükelçisi Sayın Mehmet Taşer’di.
Oradan giderek o soydaşlarının bir küçük gösterisine dahi
önem veren diplomattı. İzninizle buraya önceki yazımla beraber başka düşünce ve
iletilerden oluşan ve bir yeni yazı olan biçimi yerleştireyim: “Tefeyyüz,
babam, ben, eşim ve çocuklarımın okuludur desem şaşmayın… Oradan mezun olduk.
Babamın okuduğunda dört yıllık ilkokulmuş. Ben, bugünkü MRTV binası
yakınlarında bulunan ‘Tefeyyüz’ Sekiz Yıllık İlkokulu’ndan 1962/63’ de mezun
oldum. Eşim de aynı okuldan benden bir yıl sonra mezun oldu. Kızlarım Üsküp depremi ardından,
ve Hafız İrfan mahallesinde prefabrik bina olan ‘Tefeyyüz’ de okuyup,
oğlum gibi bugünkü ‘Tefeyyüz’den mezun oldular. ‘Tefeyyüz’ bundandır Üsküplü
her Türk ailesine, bilgi ocağı olarak bilinmektedir. Bana sorulursa: ‘Tefeyyüz’
bir markadır! Mehmet Taşer’e ait olan bu sözü doğru olarak kabul etmemek olası
değildir!
Tefeyyüz geçen yıla kadar okul gününü 26 Aralık’ta
kutlamaktaydı. Okulun 1944’te açıldığını düşünürlerdi. Oysa okullarının 60. yılı dolayısıyla hazırladıkları tanıtım dergisinde 1884
yılı kuruluş yılı olarak anılır. Fahri Kaya’nın belirttiği gibi, bunu 1935
yılında Sırpça yayınlanan ‘Skopski Glasnik’te de görmek mümkündür. (Köprü,
Ocak-Şubat, sayı 10, 2006 y.) O yazıyı şimdi ben Fahri Kaya’ya verdim diyenler
çıkabilir. Ama yüreklilik , o gerçeği açıkça söylemektedir! Bildiklerimizi gizlemek, çok yanlış şeydir!
1884’te ‘Tefeyyüz’ neredeydi? Onun yeri şimdiki
binanın sağ tarafındaydı. Bina tam olarak, az ilerde, şimdi boş arsa gözüken
yerdeydi. Binayı ben de hatırlıyorum. Bina, Sırpların gelişinden birkaç yıl
sonra polis karakoluna çevrilir. Ben binayı gözlerim önünde görüyorum. Ancak, o
zaman milis karakoluydu.
1884’te hayrat olarak yapılan bina, Üsküplülere ‘Tefeyyüz’
adında Türkçe eğitim vermeye başlıyor. Karakola dönüşmesiyle, Yahya Paşa
yanındaki okul binasında, o adı taşıyarak öğretime devam ediyor. İlk
başlangıçta Türkçe eğitim veren bu okul, sonradan sabah Sırpça, öğlenden sonra
Türkçe eğitim veriyormuş. Aynı öğrencilere. Bunu babamdan duydum.
Bu sözler Türkçe eğitimin evveliyatını anlatıyor.
Babamı banda kaydedemedim. Hüda Hümmaşah ile 1971
yılında, radyo için daha uzun bir röportaj yaptım. O, röportajın bir yerinde
‘Tefeyyüz’de okuduğunu belirtiyor. Zaman olarak 1920 yılını, yer olarak Yahya
Paşa Camii’nin bitişiğinde bulunup da depremden yıkılan binayı dile getiriyor.
Tarihte okulun adının değişme yaşadığı doğrudur. Halk, onu hep ‘Tefeyyüz’
olarak andı. Mesela Yahya Paşa Camisi yanındaki Tefeyyüz binası önce Tefeyyüz,
sonra Osman Cikiç, Vuk Karaciç, 2. Dünya savaşında Bulgarca eğitim veren bir
Bulgar’ın adıyla anıldı, 2. Dünya savaşından hemen sonra Yeni Hayat (bende
belge olarak 1. sınıf karnem var)! 1955 yılında Makedonya’da süren Sırp yanlısı
siyasetten, tekrar Vuk Karaciç oldu. Vuk Karaciç’in Makedonya eğitimiyle ne
alakası var! Türkçe eğitimle gene hiçten yoktur!
Tekrarlıyorum: Makedon’larda gelenek olarak
gösterilenlerin gerçekle alakası sadece rivayetlere dayanır! Dahası Makedonya
resmiyetini 2. Dünya savaşından sonra kazandı. Kilisedeki vaazlar Sırpça, Yunanca ya da Ulah dilinde yapılırken, bizde camilerdeki vaazlar Türkçeydi! İşin ilginç tarafı,
Üsküp’te Türkçe okutulurken, Makedonca eğitim veren okul yoktur! Sırplar bu
hakkı onlara tanımazlar. 1884 yılı, ‘Tefeyyüz’de eğitimin başladığı kesindir.
Binanın bitmesi Ekim ayının ortasında olmuş… Buna göre, orta 15 Ekim alınırsa,
okul günü 15 Ekimdir. Bu orta konusu 10-20 Ekimde herhangi bir
gün de olabilir. Sene ise 1884’tür! Buradan giderek bizim için anılan tarih
gelenektir. Gelenek anlamına gelen ‘Tefeyyüz’ün zamana göre marşı da olmuştur.
Bakarsınız onu da buluruz!”
Bugüne gelip hemen sorayım:
Biz Tefeyyüz’lüler,
şimdiki marşımızı biliyor muyuz? Bilmeliyiz. Dahası ufacık bir metin… Hoş bir
melodi… Besteciler vardır, metni alır metne göre müzik oluşturur. Benim
düşünceme göre, başarılı bir beste ortaya çıkar. Başka bir durum vardır. Beste
yapılır. Metin yazarına verilir. Metin yazılır. Beste genelde tutmaz. Ancak
besteci ve metin yazarı kuvvetliyse istenilen yakalanır.
Besteye baktığımda Tefeyyüz
marşının eski biçimi…
Metne baktığımda yeni biçimdir.
Durum gereği eski metin eski zamana ait. Yeni metinse bu
zamana… Ondan, eski metinde durmaya gerek yok artık. Her iki metnin yazarı
şairimiz İlhami Emin. Dilerseniz metnin yenisini aktarayım. Zaten aktarılması
gerekir. Aktarmazsam eski ‘Tefeyyüz’lüler
nasıl öğrenecek? Marşın metni şöyle:
Balkanlara ad veren olduk
Yurdumuz gururumuz
Bilgi peşinde yürürüz
Yarınlarımız aydınlık
Nakarat:
Yaşasın Tefeyyüz bilgi ocağımız
Türküm, özüm özgürlük
Şimdi gene marşın metnine geleyim:
1. mısra bizi anlatıyor.
2. mısra bana göre uyuşmuyor. Yurdumuz Makedonya
Balkanlara ad veren değildir.
Balkanlara
ad veren Kuman ve Peçeneklerdir. Söz tamamen Türkçedir.
3. mısra doğru.
4. mısra biraz eskiyi hatırlatır gibi. Ama önceki mısraya
uymuş.
Nakarat için diyeceğim yok. İstenen yakalanmış.
Müzik Kiril Makedonski ile Cengiz İbrahim’e ait… İlki
tanıdık besteci… İkincisi değerli bir bestecidir. Burada notaları gösterme
imkânım yok. Bunun için de anlatmam yanlış olur… Ama şunu söyleyebilirim. Kolay
hatırlanabilecek bir beste… Marşların zaten kolay hatırlanması gereken
bestelerden oluşmaları şarttır! Metne baktığımızda kısa bir metin. Çabuk ezberlenir. İlk
mısra şairimizin Türklüğe hitabı… İkinci mısra Makedonya’ya… Başka türlü de
algılanabilinir… Fark etmez. Anayasa bizi Türk milletinin bir parçası olarak
kabul ediyor. Eskiden Tomurcuk dergisinin ihtiyacını çocuk
türküleri bestelemekle karşılardım. Derginin son sayfasında besteler, bana ya da Ramadan
Şükri’ye aitti. O zamanlarda, şimdiki gibi Türkiye sözünü açıktan vurgularsanız milliyetçi damgası yer,
hüküm giyerdiniz. Benim bir bestem yayınlandı. Metin yazarı da bendim.
Metinin ilginç mısraları şu:
Ekim ayı güz ayı
Biz severiz o ayı
Bayramların bayramı
O aydadır çocuklar…
Çocuk bahçelerinde söylenirdi bu çocuk türküsü.
Kızlarımla oğlumun öğretmenleri Fadime Nurettin bu türküyü öğretmeden
bırakmazdı. Bir seferinde buluştuk. Gülerek sordu: Metinde neyi kastettin
söyleyebilir misin? Benim cevabım kısaydı: Senin düşündüğünü!
Gülerek ayrıldık. Bu yazımın ardından Neval Konuk’tan gelen bir hatırlatma,
konumu zenginletme bakımından yardımcı oldu.
Akademisyen N. Konuk, benim bahsettiğim yazımdan
sonra şöyle bir bilgiyle çıktı:
‘Bu marş bana 1 Eylül 1897’de Üsküp’te açılan Sanayi
Mektebi’nin marşını hatırlattı.
Balkan
Savaşı’ndan önce, Üsküp Orta öğretmen Okulu’nda Türk Dili ve Edebiyatı hocası
bulunan Mustafa Şekip Tunç bu sanayi mektebinin marşını yazmış ve okulun müzik
öğretmeni olan Ali Fevzi ise, bu marşı bestelemiştir. Marşın metni, Yeni Mektep
dergisinde yayımlanmıştır. O günlerden günümüze gelen, kararlı ve kendinden
emin duygularla yazılmış marşın sözleri şu şekildedir:
Sanayi
Marşı
Biz mektepli sanatkârız, çalışırız, yaşarız;
Hiç kimseden pervamız yok, müstakiliz, paşayız.
Ter dökeriz, iş yaparız, işte bizim şanımız.
Sanat için hor görülsek hiç değişmez kanımız.
Seherlerde uyanırız tezgâhlara koşarız;
Başka yerde gözümüz yok biz burada coşarız.
Alnımızdan hep ter akar, gördünüz mü bir leke!
Bu meslektir götürecek hepimizi dirliğe.
Haydi, artık arkadaşlar ah edelim birliğe:
Aziz vatan, sonra sanat değişilmez bir mülke!
Seherlerde uyanırız tezgâhlara koşarız;
Başka yerde gözümüz yok, biz burada coşarız.’
Müzik hakkında bir şey diyemem. Keşke müziğini de
görebilseydim. Metne gelince daha büyüklere hitap eden bir metindir. Hece vezni
vardır. Müzikten önce şiir olarak yazılmış. Sonra beste gelmiş. Metinde bir
zorlama sezilmiyor. Akıntı var. Eğiticidir. Metne bakıldığında, uzunca bir
metindir. Ölçüyle yazılmış olması, kolay hatırlamayı sağlıyor. Gelen metin bize
başka bir konuyu açıklıyor. Türkçe eğitim şimdiye kadar denildiği gibi 1944’te
başlamıyor. Tefeyyüz’le ilgili
kanıtlarım daha da kuvvetleniyor!
Balkanlarda Türkçe eğitim ne zaman başladı öyleyse?
Türklerde Türkçe eğitimi, Orhun abidelerinde görünen çivi
yazıya kadar uzatabiliriz. Siz, ta oralara gitmeyelim derseniz, o da olur.
Türkçe eğitim bu topraklarda Osmanlıyla başladı derseniz bir yandan doğrudur.
Bir yandan da değildir. Buralarda Türkçe eğitim Osmanlı’nın gelişinden önce de
vardır. Osmanlı gelmezden önce, fethetmeye düşündüğü yerlerde, genellikle
önemli yol ağızlarında tekkeler kurarlarmış. İslam dinini tanıtanları
gönderirmiş. O yerlerde, önce insanların gönüllerini fethedermişler! Bu
tekkeler birer kültür ve eğitim merkezidir. O zamanda. Milleti bir yandan
İslam’la tanıştırır, bir yandan da gereken eğitimi verirmiş! O zamanın
okullarıdır bu dergâhlar.
21 Aralık Makedonya Türklerinin Eğitim Günü, işte o
zamana kadar uzar! Makedonya Türklerinin milli günleri ilan edilen 21 Aralıksa,
tarih olarak rastlantı alınmış bir tarihtir. İlle de bir yere bağlanmaktan
başka bir şey değildir. O güne bağlı hiçbir olay yoktur. Olaylar var! Ancak
tarihler başkadır. Aynı tarihte başka olaylar var. Buradan başka tarihler
alınsaydı, günümüzü daraltırdık! Anlamlı ve yerinde bir seçim!
Olay şöyle devam etti:
KÖPRÜ derneğindeyim. Dernek başkanı Ersin İsmail’le
değişik konulardan bahsederken Tefeyyüz’ümüzün
sözü oldu. O da Tefeyyüz’lüydü. Bir
ara bana hitaben: Avni ağabey, gerekirse 15 Eylülde KÖPRÜ’de tören yaparız,
dedi. Cevap verdim: İyi olur, ama tören Tefeyyüz’de yapılırsa daha anlamlı
olur. O gün onlarındır! Okul yapmalıdır. Konuyu hele bir değerlendirelim!
E. İsmail’in cevabı: Nasıl olursa olsun. Yeter ki, olsun. KÖPRÜ olarak bizi
hesaba katın, oldu. Sonra kapalı bir zarf içinde gazete köşe yazımla 1971
yılında yaptığım konuşmanın bir bölümünü içeren CD’yi Tefeyyüz iletişim Hocası olan komşum Ercan Lama’ya sevecen ve güleç
yüzlü kızı aracılığıyla ilettim. Zarfı kızlarımla oğlumun Beden eğitimi öğretmeni ve
yakın dostum olan Saadettin Ali’ye vermesini rica ettim. O zaman olan oldu.
Anladığım kadarıyla S. Ali yüzü sevinç dolu olayı öğretmenler odasında açığa
vurmuş. Müdür Gönül Bayraktar da oradaymış. Etrafı sevinç sarmış haliyle.
Ardından Tefeyyüz’e
uğradım. Herkes tarafından her zaman iyi karşılandığım okulda beni
gördüklerinde aynı samimi hava vardı. Gözlerim rahmetlilerden Fetih Beyi,
Mustafa’yı aradı. Yalan yok! Orada onları da görmek istedim bir anda! Ancak
beni o durumda sevindiren bir durumla karşılaştım: Eski günlere nispeten beni
karşılayanlar genç ve enerji dolu simalardı. Sadece Üsküplüler değillerdi.
Müdür Ustruga’lıdır. Dost bildiğim ve eskiden kendisini tanıdığım birinin
kardeşidir. Hocalardan biri Gostivar’lıydı. Bir başkası
Manastır’lıydı! Anlayacağınız Tefeyyüz
Makedonya’da Türkçe eğitimin gururuydu!
Öğretmenlerle görüştükten sonra, müdür G. Bayraktar, S. Ali
beraberce müdürün odasına gittik. İlk görüşme yapıldı. Nokta nokta strateji
çizildi. Nasıl hareket edeceğimizin programı yapıldı. Sağlam adımlarla
yürünmeliydi. G. Bayraktar’ın sadece soyadı Bayraktar değildi. O bu işte de
bayraktarlık yapmayı görev aldı.
Eylül 2009 yılının Ramazan ayındaydık. Kadınlar iftardan
sonra çaya davet edilecekti Tefeyyüz’e.
Buluşmanın yapılacağı akşam, konunun kadınlara açılmasını öğretmenlerden S. Ali
önerdi. Gerçekten anlamlı bir öneriydi. Olayın, Türk toplumu olarak önem
verdiğimiz kadınlarımızdan başlamasına karar verildi. Halk arasında konunun ilk
açılış yaşaması kadınlarımızdan başlamalıydı. Öyle de oldu. Buluşma esnasında
gazetedeki yazım öğretmenlerden Sevim Abas tarafından okunmuş. Yaşanan olay
alkışlanmış. Her taraf sevinç dolmuş. Olağanüstü bir kabulü yansıtan hava
oluşmuş!
“Köprü” dergisinde yer alan sağlam veriler bizi belli
bir seneye götürüyordu. Belli araştırmalar devam etti. Tefeyyüz’ü sevenler ve bu okulu hakikaten bu toprakların önemli bir
eğitim ocağı olduğunu görenler araştırmalarında durmadılar Beş yıl önceleri
okulun dergisinde 1884 yılı artık tarafımızdan sağlam bir yıla dönüşmeye
başladı. Bu tarih kesinlik kazanıyordu. Ekimin ortası derken, 15 Eylül
tarihi olarak almamızda odaklanmamızın sakıncasının olmadığını düşünerek ve
bize ulaşan gerçeklerden hareket etmemize karşın, Tefeyyüz okulu olarak konu hakkında bir yuvarlak masa toplantısı
örgütlemek durumuna düştük. Ancak huyumuzu
ve suyumuzu bilerekten 15 Eylül gününde yapılacak ana törene kadar yaşanılacak
olayın sır tutulması, varılan ortak düşünceydi. Yuvarlak Masa Konuşmalarına
katılanlar arasında
konu ilgi gördü. Çok olumlu hava içerisinde akan tartışmalar sonucu ortaya çıkan
tutanağın okul organlarına sunulması kararlaştırıldı.
Sunuldu da…
Tutanak okul gününün 15 Ekim olduğunu, ana törenin o gün
yapılmasının gerektiğini, merkez törenin zaman darlığı yüzünden sonraki bir dönemde yapılmasını, bu tarihin 15 Kasımda
olmasını öneriyordu… Benim Ankara’ya gitmemin kaçınılmaz olduğundan, oradaki
yükün bütünü arkadaşlara kaldı. Ancak her konuda olanlardan haberdardım. 15
Ekim 2009 tarihinde
tören oldu. Törenle ilgili aldığım bilgiler şunlardı:
Tefeyyüz marşıyla başlayan programda ilk konuşan müdür G.
Bayraktar olmuş. Onun konuşmasının buraya alınması bana göre anlamlı. Kendisi
protokol icabı bölümden sonra şunları dile getirmiş:
”Bugün önemli bir yıldönümü bizi bir araya getirdi. Uzun
zamandan beri okulumuzun geçmişi hakkında bize gelenler hem söylenti hem de
yazılı olarak belli bilgileri ortaya atmaktaydı. Biz bu önemli geleneği bazı
kaynaklardan aldığımız bilgileri bu sözlere toplayabiliyorduk:
"Tefeyyüz İlköğretim Okulu tam olarak tarihi bilinmemekle birlikte 1880’li
yıllarda Makedonya‘nın başkenti Üsküp‘te Türk Okulu olarak kurulmuştur. Osmanlı
Devleti‘nin Üsküp‘ten çekilmesinden sonra Türk azınlık okulu hâline gelmiştir. İkinci
Dünya Savaşı sırasında dört yıl eğitime ara veren Tefeyyüz İO, Yugoslavya’nın
kuruluşuyla yeniden açıldı ve Türkiye‘de kullanılan alfabeyi
benimseyerek Türkçe olarak eğitimeye devam etti."
Bu cümleler, uzun zaman tekrarlanan
bilgilerdi. Yönetilen bir ortaklaşa toplantıda
birçok katılımcının tartışmaları sonucu olarak toplantı istemini içeren tutanak
tarafımıza iletildi. Onların vardıkları sonuç, ileri sürülen kanıtlara göre,
hakikaten belirtilen ayın ortaları ve yılı doğru bulundu. Ortalardan bahsedildiğinden,
o ortayı 15 Ekim tarihini gösteren günü seçti. Tutanak okulumuza iletildi. Okul
organları da bu konuyu özel toplantılarında sonuçları onaylayıp, bugün bu
önemli günümüzü kutlamak için buradayız. Biz
bu yıl 65. yıldönümü yerine, 125. Yıldönümünü kutlamak sevinci içindeyiz. Tefeyyüzlüler ve Tefeyyüz’ü
sevenler olarak, bu önemli anı yaşamanın bize düşmesini onur olarak kabul edip,
bugün bu önemli olayın ana gösterisini yapmaktayız. Ancak vakit darlığı
yüzünden merkez kutlama tarihi ileride bir günde okulumuza yakışır bir biçimde
yapılacak. Dahası, 125. Yıldönümü bu yıl okuma yılı boyunca bütün programlara
yansımakla bu güne önem verilmeye çalışılacaktır. Bu yıla rastlayan okul
törenlerimizin hepsi de 125. yıldönümümüzün işareti ve anlamı kapsamında tutulacaktır.
Gelen yıldan itibaren okulumuzun gününü 15 Ekim bilerek, kutlamalarımızın o
tarihte yapılacağı haberinin sevincini sizlerle paylaşıp, 125. yıldönümümüz
kutlu olsun!’
Unutmadan yazayım. Kollucan’da (Koliçan’da) Türkçe okulu
açılmasında en ağır yükü sırtında hisseden Zerrin Abas ve Debre’de Türkçe
eğitimin başlatılması konusunda etkin olan Emel Ramadan’ın kutlamaları okunmuş.
Gün geldi hazırlıklar bitti. Ana Tören de yapıldı.
Tören “Tefeyyüz”ün marşıyla başladı.
Koroda çocukların yüzleri sevinçliydi. Salonda herkes
Tefeyyüzün 125 yılının sevincini yaşıyordu.
Okul müdürü G. Bayraktardan sonra ikinci konuşmacı Rumeli Vakfı
başkanı Sayın Melek Arasın andığı gibi Osmanlı devletinde eğitim reformu 1880’li
yıllara tekabül etmektedir. Bu bina alışkıya göre anılması gerekmeyen
bir olgu olarak, Türkçe eğitime vakfedilmiş binadır. Üsküp belediyesine
vakfedilen bu bina o taraftan da önem arz etmektedir. Bizde var olan
vakıf anlayışı maalesef olmadığı gibi, vakfetme de nedir bilinmez günümüzde. Aslında bu konunun yeniden canlandırılması gibisinden büyükçe bir gerek
vardır. M. Arasın ardından bu gibi olaylara önem veren TC Üsküp Büyük elçisi Sayın Arslan Hakan Okçal anlamlı bir konuşmayla çıktı. Ondan önce görev yapan meslektaşından
bir adım ileri gitmeyi başardı!
Ardından
takdirnamelerin dağıtımı ve öğrecilerin hazırlanmış güzel bir programı geldi.
Bütün olayda önemli olan şudur:
Kimilerince, TEFEYYÜZ İÖ ile ilgili karıştırılan bilgiler
vardır. Biraz açayım:
1883 yılında, Üsküp’te Karşıyaka olarak anılan Vardar’ın öte
yakasında Burmalı Camii bitişiğinde FEYZİYE MEKTEBİ kuruluyor… TEFEYYÜZ 1884
yılında okulumuzun yerinde çalışmaya başlıyor. FEYZİYE MEKTEBİ çok geçmeden FEVZİYE
MEKTEBİNE dönüşüyor… Ardından 1908
yılında kurulan bir başka FEVZİYE MEKTEBİ’ne YILDIZ gazetesinde
rastlanılmaktadır. Ad ve okulların karıştırılmamasında fayda vardır!
Biz, Makedonya Türkleri olarak gerçeğe ulaştık!
TEFEYYÜZ’ümüzün 1884 yılından itibaren yaşayan eğitim ocağı olduğunu
açığa vurduk.
Bunu kanıtladık!
TEFEYYÜZ, Makedonya’da aynı adı taşıyan ve o adla yaşayan en eski okul olduğu açıklık kazandı!