bugün gene boyalı hanın önünden geçtim
loncada köşede bir taşa kondum
bir yanım boyalı han
bir yanım lonca çeşmesi
tuz pazarının kızları dinliyor beyatlıyı
deve bayırından aşağı inecekler ellerinde testi
su sesine karışan mısralara kulak dikmiş hepsi
bir tas su bile vermek istemez göründüler
oysa ben inadına
lonca çeşmesinden kana kana su içtim
sonra rufaî tekkesine uğradım karşımda sırrı
iki beyit okudu en yeni şiirinden
aldı gezdirdi köşe bucak üskübü tutarak elimden
karı koca tekkesinden geçtik herkes birbirine tutkun
bukağılar tekkesinden kulağımıza gelen
demir demire vura vura ağır ağır adımlar
küpeli babadan seravaya saldık ayaklarımızı
serava soğuk serava serin
kırmızı şeyhi aradık şamici sakıpın dükkanında
kapılar kilitli oysa şeyh sabaha durmuş köse kadıda
bin yılın hasretiyle içindeyim üskübün
yüzyıl öncesi halini yaşayıp sırrı ve beyatlıyla
hatıralar uçuştu semaya ak güvercin misali
saldım yüreğime hepsini
camisiz soluna minarenin dar kapısından girdim
kırk merdiven çıktım gökler bana yakındı
uzandım yakalamak üzere
mısra mısra dökülen bu şehrin şiirini
baktım avucuma değen torunumun eliydi
şiir kadar tatlı şiir kadar sıcak sımsıcak