Avni ENGÜLLÜ
Ana Sayfa  |  İletişim  |  E-Posta
ÜSKÜBÜN ORTASINDA BURMALI CAMİ

yahya paşa ile serava arası

güllerle çepeçevreydi evimiz

babamın kitaplığının bulunduğu odaya

girdim ufak ufak adımlarla sessiz sessiz

kitapların arasından birini seçtim

kitap o kadar ağırdı ki o kadar ağır

çocuksu ellerimin arasından yere düştü

birikmiş kartpostallar her yana dağıldı bir bir

aralarından biri bir caminin resmiydi

minaresi kıvrım kıvrım

bir anda ürperdim

sezince annemin saçımı okşayan elini

ağzından nazik nazik

ilk defa o gün işittim

burmalı caminin adını

her zaman neşeliydi annem

ancak ben

böylesine mahzun hiç görmedim kadını

belliydi hıdrellezde

söğüt yapraklarının sallandığı o yerde

adı ile birlikte anamın yüreğinde
bir yara izi gibi kazılıydı burmalı cami

böyleydi işte ilk tanışıklığımız

anamın üskübünün o endamlı camisiyle

evet böyle oldu ve ardından hep methini duydum
sonra biraz daha büyüdüm
kartpostallarda değişik değişik resmini gördüm
birinde sonradan boyanmış

bir kara beyaz resimde gök mavi zemin yeşildi

bir başka resimde
bilmem bilemem

kaç kurnalı şadırvan
şadırvanın ortasında

her kurnanın başında

abdest tazeleyen iki adam

biri caminin yanık sesli müezzini

yanında imamı diğeri

cemaat akın akın

hatırlayanlar anlatırdı

her mevsim

burmalı cami etrafında aynı hareket

aynı o resim

üsküp güzelliğinde bir cami

üskübün ortasında

genç kızın saçları kadar lüle lüle

kıvrım kıvrım katmer katmer

kokulu bir güldü cami

beyatlının üskübünün bursayla bağlandığı o yerde

eskiden kalma sadece taş köprü

eski haliyle yüreğime yakın

benden bursa kadar uzak

 

başımda hala annemin eli tüm sıcaklığıyla varken

adım adım geçtim

alacayı bitpazarı

türk çarşısında selam verdim

fesçi hamdi efendiye

son kazandibi tatlısını yedim

babamla hacı muratta

bir başkaydı dünü ve geçtim bugün bağrı ezik

mihrabı yıkık taş köprüsünü

 

çok farklıdır bu saatlerde üsküpte ezan sesleri;
hatırlatır duygusallığıyla o eski müezzinleri

bir de müezzinler içinden

burmalı caminin müezzinini

yürüdüm hızlı adımlarla az daha ileri

kulağımda sadece şırıltısı vardarın

belli o da üzgün

suları ağlamaklı bakışlar bulanık

mevsimin rüzgarıyla hatıralar darmadağın

gecenin bir vaktinde

çok kısa süren bir rüya sonrası

bir ses fışkırdı içimden

bilir misin neredesin

burmalının müezzini kulağıma fısıldar gibi
buradasın sesin kısık ama üsküptesin

yardıma muhtaç taş köprüdesin

 

elimde evimizden getirdiğim bir deste gül

gül gül der

oysa bir hayli mahzun gönüller

bambaşka bir şeye hasret

ve özlenen o noktada burmalı cami bir serap misali

içinde acemden gelen halılar

ülviye hanımın ince parmaklarının ürünü

ipek seccadeler

etrafta tersine akan vardarın suları

su sesi şırıl şırıl yayılırken etrafa

ayrılıyordu içinden müezzinin sesi

sabah makamı belli ediyordu bir başka vakti

 

her şey geri geri döndü bir anlığına

önümde göklere değen o güzel minaresiyle

burmalı cami

gene doluydu şadırvan

kurnalardan sular şırıl şırıl

herkes namaza durdu

üskübün ortasında burmalı camide

hala yaşayan o eski hisle

 

ve şimdi caminin yerinde

o kara beyaz resimde gibisinden

ne gök mavi ne zemin yeşil

ama gelin görün gene her mevsim

yaşanan her günün içinden

aynı anlamda eser doğudan meltem

burmalı caminin yokluğunu sezerekten

 

 

14 Ağustos 2009 tarihinde, “ BURMALI CAMİİ FORUMU” tarafından

“BURMALI” ödülüne layık görülüp şiirlerden BİRİNCİ olarak seçildi.



Avni ENGÜLLÜ