Taha Bartu artık büyük çocuktu. Ama o da diğer arkadaşları gibi eskiden küçük. Küçük, ama akıllıydı. Hacı dedesi onun için, onu çok seviyordu. Siz ne sandınız! Dedesi neden sever Taha Bartu’yu. Babaannesi de çok severdi Taha Bartu’yu. Dedesi de aynı öyle. Babası, Taha Bartu akıllı çocuk olduğundan ona istediğini alırdı. Neden? Bunu sormasına gerek yok ki! Taha Bartu’yu çok sevdiğinden! Sonra annesi de severdi Taha Bartu’yu. Hem de çok, çok severdi. Hele anneannesi çok, çok, çoook! İki kolunu açsa da az gelirdi.
Taha Bartu’yu hacı dedesi bir gün parka götürdü… Anneannesi de yanında vardı. Bartu, anneannesi Ankara’da olunca, anneannesiz bir yere gitmezdi. Parka dahi olsa.
Dönüşte Taha Bartu, parktan topladığı çiçekleri annesine getirdi.
Gerçekte o, başka bir çocuktu. Bambaşka bir çocuktu yani! Anneannesi evde kalırsa, o da onunla evde kalırdı. Durmadan oyun oynardılar. Hacı dedesi ‘Hadi parka gidelim’ derse, Taha Bartu ‘Anneannem gelirse, ben de gelirim’ derdi. Öyle de olurdu… Ancak o zaman parka giderdi.
Öbür dedesi de Taha Bartu’yu yalnız bırakmazdı. Parka götürürdü. Babaannesi, babası, annesi de öyle…
Bu hali gören hacı dedesinin içinden Taha Bartu olmak geçerdi. Hep ‘Ah, ben de Taha Bartu gibi olsam’ derdi hep. Ama dedeler torun olamazlar ki! Onlar dede olmuşlar artık!
Bir gün akşam olunca, Taha Bartu hala anneannesiyle oyundaydı. Babası gelince, annesi hemen yemek masasını hazırladı. Herkesi masaya çağırdı. Yemek yenilecekti. Akıllı Taha Bartu gidip önce ellerini yıkadı. Sonra kimse zorlamadan yemek masasına geçti. Herkesi gibi. Yemeğini yedi. Herkes de yemeğini yemişti.
Artık oyun faslı bitmişti. Yemek faslı da aynı öyle! Şimdi bilgisayarda oyun oynuyordu Taha Bartu. O, bilgisayarda oyun oynamayı severdi. Hem oynamasını bilirdi, hem de oynamasını severdi.
Herkes bir şeyler konuşuyordu. Anneannesi ise konuşmalarıyla hep Taha Bartu’nun etrafındaydı.
Anneannesi, annesiyle iddiaya girdi: ‘Özgül, dedi. Taha Bartu beni senden fazla sever!’ Özgülse ‘Hadi ya anne, öyle şey olur mu dedi. O seni de sever, beni de! Ayırmaz yani!’
Bu konuşmaları Taha Bartu’nun babasıyla hacı dedesi de dinliyordu. Hepsi bir karara vardılar. Taha Bartu’ya soracaklardı. Annesi Taha Bartu’yu çağırdı. O annesini dinleyen bir çocuk olduğundan, hemen bilgisayardan ayrıldı. Anneannesinin yanına gitti.
Annesi sordu:
- Taha Bartu, bir şey soracağım, ama doğru söyle! Hacı dedeni ne kadar seviyorsun?
Taha Bartu hiç düşünmeden, sağ elini kaldırıp, beş parmağını gösterdi!
Annesi gene sordu:
- Ya babanı ne kadar seviyorsun?
Taha Bartu gene düşünmeden, sağ elini kaldırıp, gene beş parmağını gösterdi.
Annesi birden sordu:
- Ya beni?
Bartu gene düşünmeden, ama bu sefer parmaklarını gösterirken, her iki elini kaldırdı. Annesinin hoşuna gitti. Güldü.
Sıra son soruya gelmişti. Annesi gene sordu:
- Peki, anneanneni ne kadar seviyorsun?
Taha Bartu gene düşünmeden iki elinin beşer parmağını kaldırarak gösterdi. Gösterdi göstermesine, ama az gördü on parmağı.
Bu sefer Bartu konuştu:
- Anne bana yardımcı ol. Senin iki elinin de parmaklarını kaldır!!!