Önce benden başlayayım. Ben kimim?
Ben Taha Bartu’nun dedesiyim. Onun dediğine göre Hacı dedesi…
Taha Bartu’nun anneannesi de var… Hatta çok sevdiği anneannesi. O dedesini de seviyor. Ama ne yapsın? Anneannesini daha çok seviyor!
Başka nesi var derseniz, babaannesi, dedesi, amcası, halası… Teyzesi, dayısı da var. Yani bir çocuğun istediği ne varsa, her şeyi var!
Ben anlatırken yanlışlıkla ona çocuk dedim! Hemen yanlışımı düzelteyim… O, büyük çocuk!
Ben akrabalarından nesi varsa saydım! Oysa akrabalarından fazla nesi var söylemeyi unuttum. Taha Bartu’nun odasına girin… Fark edeceksiniz ki, akrabalarından çok oyuncakları var. Üstelik piyanosunu görseniz! Güzel mi, güzel…
Taha Bartu’nun çok sevdiği annesi ve babası onun bir dediğini iki etmezler. Dondurma der Taha Bartu… Onlar hemen dondurma alırlar… Piyano der… Gene alırlar… Onlar Taha Bartu’yu çok severler! Taha Bartu da onları sonsuzlara kadar sever!
Taha Bartu’ya büyük dememin bir sebebi vardır. O diğer çocuklar gibi küçüktü. Ama ana okula gitmeye başladığından beri, o artık büyüdü. Büyük çocuk oldu. Şimdi okulla gidecek. Daha da büyüyecek.
Ana okuldan çok sevdiği arkadaşı da var onun… Ömer Faruk… Figen teyzesinin oğlu o! Figen teyzesi annesinin ne ablası, ne kardeşi! Ama Taha Bartu’nun Ömer Faruk’u sevdiği kadar yakınlık duyduğu teyzesi! Annesi işe başladığından o Ömer Faruk’la Figen teyzesi yanında kalıyor. Gün boyunca ne yapıyorlar diye sorarsanız, ne yapmıyorlar ki! En çok oynuyorlar… Sonra okullu olacak ikisi de… Ders yapıyorlar. Figen teyzesi Ömer Faruk’la Taha Bartu’ya her şeyi öğretiyor. Şimdi Taha Bartu, Figen teyzesi sayesinde neler neler öğrendi. Bunlardan en önemlisi, Figen teyzesi hava iyi olunca onları parka bile götürüyor!
Taha Bartu zaman zaman annesiyle babasının işine gidiyor… O, orada başka işlerle karşılaşıyor… O, anlamadan, ben size bir şeyi ele vereyim… Sağlık merkezinde babası yokken, Ahmet amcası müdür… Ahmet amcası yokken müdürlük Taha Bartu’ya kalıyor. İnanın müdürlük zor bir iş! Hele bir düşünün! Gün boyunca hep bilgisayar başında olmalısın… Bütün gün hep oyun oynamalısın… Eh, kolay mı yani?
Yalnız bu güzellikler yanında, iyi olmayan bir durum var. Hacı dedesiyle anneannesi Üsküp’te. Diğer dedesi ile babaannesi de Antalya’da. Üsküp’se çok uzak. Antalya’dan bile uzakta.
Ama olsun. Mesenger denen imkan var. Onlarla onun aracılığıyla görüntülü olarak görüşüyor. Anne annesi:
- Gel yavrum seni göreyim, dedi mi, hemen koşarak kendini gösterir.
Ankara’ya son gittiklerinde, o anneannesine kameraya hep geleceğine dair söz vermişti. Taha Bartu da büyük çocuk olarak sözünde duruyordu. O sözünün eridir.
Dedesiyle de görüşür, ama anneannesiyle daha çok. Dedim ya, o anneannesini çok sever. Üstelik anneannesine söz verdi.
Bu hep böyle böyle devam ederken bir gün ne oldu size anlatayım.
Anneannesi pazara gitmişti. Dedesi tek başına evdeydi. Mesenger’i açmıştı. Annesiyle konuşuyordular. Hacı dedesi bir anda sordu:
- Taha Bartu bahçede mi?
- Yok; dedi annesi. Burada.
- O zaman çağır göreyim.
Annesi çağırdı:
- Bartu hacı deden çağırıyor!
Ses gelmedi.
- Bartu oğlum, hacı deden seni görmek!
Gene ses gelmedi.
Bu sefer annesi neredeyse kızacaktı:
- Bartu evladım, işitmiyor musun? Deden çağırıyor!
O zaman uzaktan bir ses geldi Taha Bartu’dan:
- Telefonum çekmiyor!
İşte anladınız mı, Taha Bartu’nun kim olduğunu!