Yılın dört mevsimi vardır. Dört mevsim, yılın dört güzel kızıdır. Dört mevsim, anaları yılın dört nazlı kızıdır. Yılın kızları mevsimlerin en büyüğü, en yaşlısı, ancak en güzeli ilkbahardır.
Dünyada ilk ağacın bir dalında ilk baharın açtığı anda doğan ilkbahar mevsimi, adını ondan aldı. İlkbaharın annesi yıl, ilk kızının doğmasından sonra pek adların bulunmaması nedeniyle karşıdaki dalda gözüne ilişen ilk baharı o kadar sevdi ki, ilk kızının adının ilkbahar olmasını kararlaştırdı. Daha sonraları, kimileri ilkbahara kısa adı olan bahar ile de hitap etti. Zira yılın ikinci kızı yaz dünyaya geldiğinde, ilkbahara çok benzediğinden mi neden olacak kim bilir, onları karıştırmamak için ilkbahara ilkyaz da deyenler oldu. İşte ilkbaharı bahar ya da ilkyaz olarak adlandıranların olduğunu duyarsanız, şaşmayın. Bu aslında bir mevsimin, ilk mevsimin adı olduğunu bilin.
İlkbahar dünya döndükçe hep harekette olan bir mevsimdir. Her uğradığı yerde doğanın canlanmasını sağlar. Gel gelelim bazen kışın aldatıcı sıcak günleri doğadakileri de aldatabilir. İlkbahara Zamansız girildiği havasını verir. İşte bu aldatmacaya kananlar, aldanmış olur. Dönen soğuklar karşısında solup giderler.
Mevsimlerin ilki olan ilkbaharın habercisi vardır. Bu haberci kendini göstermeden kimse ilkbahar geldi sanmasın.
Kardelen ilkbaharın ne zaman geleceğini en iyi bilenlerdendir. Kardelen göründüğü andan itibaren doğa rahatlayabilir. O, ilkyazın habercisidir çünkü!
Mevsimlerin uğradığı yerlerde, bir mevsimden fazlasına yer olmaz. Her bölgede bir mevsimlik yer vardır sadece. Bundandır mevsimlerden biri gitmeden, diğeri gelemez. Önceki mevsimle yeni gelenin arasında bazen çekişmeli bir gidiş geliş olur. Ara sıra ilkbaharın gelişinde de olduğu gibi!
İlkbahar gelmek üzereyken böylesi çekişmeli anlar belirdiğinde havalar gah kıştır, gah ilkbahar. Bir anda kış olur, bir anda ilkbahar. Bu çekişme bazen o kadar uzun sürer ki, aldananlar olur, yananlar olur. Ama sıcaktan değil, soğuklardan yananlar olur. Kardeleni görmeden, bahar açanlar olur "İlkbahar geldi," diyerek. Sonra bir bakarlar ki, onlar da aldanmışlar, yanılmışlar.
Hepsinin arasında tek aldanmayan ilkbahardır. O, ne zaman geleceğini en iyi bilen taraftır. Hatta kardelene "Kalk git, geleceğimin haberini ver!"- emrini bile ne zaman vereceğini en iyi bilen ilkbahar, bu haberle doğayı ne zaman sevindireceğini iyi bilir üstelik.
İlkbaharın habercisi kardelen yanı sıra, bir başka haberci de ilkbahar güneşidir. Pek doğal güneş, bir güneştir. Tek güneştir. Ancak güneşin de mevsimlere göre ısıtma biçimi ve usulü vardır. İlkbaharın güneşi öteki dört mevsimin güneşinden farklıdır. Işın saçması başkadır onun, ısıtması da başka! Güneş ısısının okşamasını sezen dallarsa bir anda bahar dolar, ilkbahara hoş geldi deyerek. Her taraf rengarenk olur. Her taraf her renkten baharla dolar.
Sadece bu mu? Hayır. Daha güneye göçen kuşların tekrar dönüşleri yaşanır. Onlar birer birer geri dönerler. Dahası, gittikleri yerlerden selam getirerek dönerler.
Kırlangıçlar, leylekler… Hepsi telaş içinde… Saçak altlarında, balkonlarda kırlangıçların, ağaçlarda, bacalarda leyleklerin yuva kurdukları izlenir. "Demek gerçekten ilkbahar gelmiş," dedirten bu yuvalar, yavru kuşlara sıcak, sımsıcak barınak olmaya hazırlanırlar…
Ya çayırlar… Yeşeren çayırlar… Zıplayan, meleyen kuzularla dolan çayırlar, yaylalar…
Kiraz mı… Evet, kiraz! Bu ilkbaharın içinde bulunduğumuzu kanıtlar biraz…
İlkbahar, doğaya sevinç neşe getirir. Bu sevinç, bu neşe arttıkça, ilkbaharın sevinci de artar, neşesi de…
Her tarafı çiçekler süsler… Her taraf cıvıl cıvıl olur kuş sesleriyle… Şırıl şırıl akmaya başlar dereler, çaylar… Kaynakların canlı canlı kaynamalarıyla doğada seslerden bir orkestra oluşur… Bir ilkbahar orkestrası… En iyi, en hoş besteleri çalan bir orkestra… Yönetmense ilkbahar! Mevsimlerin en neşelisi, en sevinçlisi yani!… Mevsimlerin ilki, en büyüğü. Ancak her zaman en genç olanı, en genç kalanı! Kısacası mevsimlerin ilkbahar adında olanı!