Avni ENGÜLLÜ
Ana Sayfa  |  İletişim  |  E-Posta

AVNİ ENGÜLLÜ: YAZAR İÇİN YAZMAMAK YAŞAMAMAK DEMEKTİR

 

 

 

            Makedonya Türk Edebiyatı ve gazeteciliğinde önde gelen adlardan biri Avni Engüllü… Sadece bu kadar mı? Hayır. Öyleyse kendisiyle olan mülakatı, Avni Engüllü kimdir sorusuna, onun hakkında kısaca sunulacak bilgileri sergilemekle cevap vererek başlatalım.

Avni Engüllü Üsküp'te doğdu (Makedonya-1947). Edebiyatın asırlarca önem gördüğü bu tarihi şehirde edebiyatla ilk tanışması ailesi içinde oldu. Babası Cemal Ahmed’in  de şiire olan yakınlığı ve edebiyatın bu dalında ürün vermesi, onun edebiyata bağlanmasını sağladı. İlk şiiri Üsküp’te halen yayın hayatını sürdüren Sevinç çocuk dergisinde yayınlandı. Bu dergiden başka Makedonya’da  Birlik, Kosova’da Tan gazeteleri,  Üsküp’te Sesler  ve Tomurcuk dergilerinde de şiir ve hikayeleri basıldı. Eski Yugoslavya ve Türkiye’de de bazı dergilerde yayınlanan şiir ve hikayelerine raslanılır.

Şimdiye kadar yayınlanan kitapları şunlardır: İLK (şiirler,1972), SÖĞÜTALTI (hikayeler,1974), METE (çocuk şiirleri,1983), DÖRT MEVSİM (çocuk şiirleri,1984), İN MİSİN CİN MİSİN (şiirler,1985), YARI KALAN DÜŞÜNCELER ( nesir şiir, 1994), DEMET DEMET (yayınlanmış kitaplardan seçmeler, 1995).

Eski Yugoslavya, Makedonya ve Türkiye’de yayınlanan bazı antolojilerde yer aldı.

Kendisinin  çeviri kitapları da vardır. Tiyatro ve radyo oyunlarını değişik dillerden Türkçeye çevirdi. Edebiyat, tiyatro ve film eleştirileri yazdı. Ayrıca Makedonya’da Türkçe eğitim yapan ilkokullar için ilk ve halen kullanılan TÜRKÜLERLE BÜYÜYELİM müzik dersi kitabını Ramadan Şükrü  ile beraber hazırlayıp yayınladılar.

Makedonya Yazarlar Derneği ve Makedonya Gazeteciler Birliği  üyesidir. Her iki kuruluşun zaman zaman üst düzey idaresinde görev aldı.

A.Engüllü Makedonyada siyasi ve kültür faaliyetlerinde de bulunmaktadır.

Makedonyada Türkler arasında ilk resmi siyasi teşkilatlanma anlamına gelen Türk Demokratik Birliği adlı siyasi derneğin kurucularından olup, bu derneğin genel sekreterliğini, daha sonra genel başkanlığını yaptı. Aynı derneğin partiye dönüşmesi çalışmalarını yönetti ve Türk Demokratik Partisi adı altında kurulan partinin kurucu başkanıydı. Bu partide halen faaldir.

1967 yılından bu yana Makedonya Devlet Radyosu’nda önce gazeteci, 1972 yılından bu yana da Kültür-Sanat-Eğitim-Bilim Dairesi başkanıdır.

Avni Engüllü evli ve ikisi kız, biri erkek üç çocuk babasıdır.

 

Avni Engüllü’yü tanıtmayı amaçlayan bu mülakatın onun kısa biyografisiyle tamamlanacağını düşünerekten, kendisine yönelttiğimiz soruların ilkine geçmezden önce vermemizde esas gaye, onu daha derli toplu tanımaktı.

 

1.         Sayın A.Engüllü, dilerseniz sorularımızdan ilkiyle başlatalım bu mülakatı. İlk eserinizin çıkışını nasıl dile getirirdiniz.?

 

AE:     İlk eserimin başlığı da bir başlangıcı belirtmektedir. Minyatür şiirlerden oluşan bu kitap İLK başlığını taşımaktadır. 1970’li  yıllarda Sesler

dergisinde toplanan ve bugün genellikle 70’li kuşağı olarak anılanlar, bu derginin başlattığı yayın faaliyetiyle eser ortaya koymaya başladı. Benim ilk kitabımın da çıkışı bu faaliyet kapsamında oldu. Burada bundan bahsederken, o dönemde edebiyatla uğraşanlara verilen desteği de anmak isterdim. Bu destek sonucu, bir çok gencin bir sürü eserinin ortaya çıktığı ve burada mevcut Türk edebiyatının devamının sağlandığı kesindir. Bu dönemde özellikle merhum Necati Zekeriya, Fahri Kaya ve İlhami Emin’in adları zikredilmelidir. Ancak dönemin sistemi içinde her türlü kültür faaliyetin bir de siyasi destek görmesi gerektiğinden ve Türk Kültürünün yaşatılması açısından bunun sağlanmasında adları unutulmaması gerekenler arasında dönemin Türk siyasetçileri Kemal Seyfullah ve Kamuran Tahir’in bulunduklarını belirtmek fazladan sayılmaz.

2.           Edebiyat kavramını nasıl tarif ediyorsunuz?

           

            AE:     Edebiyatın, bir  milletin  kültüründeki   yerini   tam anladığımız sürece, kültürün oluşmasında, bütünleşmesinde ve yansıtılmasında onun önemli bir alan olduğu sonucuna varmış olacağız. Öte yandan edebiyatın kişisel ürünlerden meydana gelen bir bütünlük olduğu da bilindiğine göre, edebiyat, bir milletin manevi değerinin aynası olan kültürünün, kişinin iç birkimleriyle meydana getirilen değerler sayesinde  bütünleşmesidir.

            3.    Makedonya Türk Edebiyatıyla ilgili bir değerlendirme yapar mısınız?

 

            AE: Siz de kabul edeceksiniz ki,  bu, bir mülakat içinde  bir soruya verilecek cevapla rahat açıklanmış bir konu olamaz. Hatta bazan insan böyle durumlarda konuya değinirken, dar bir çerçeveden çıkamıyarak gereken her şeyi söylemeden kalır. Ben böylesi bir duruma düşeceğimi bilerekten, yine sorunuzu değerlendirmeye çalışacağım.

            Makedonya Türk Edebiyatı, artılarıyla eksileriyle, Dünya Türk Edebiyatları içinde bulunmayı hakedecek eserler vermiş bir edebiyattır. Kimileri Makedonya Türk Edebiyatını Türkiye Türkçesinin kullanılması açısından Türkiye edebiyatının bir parçası olarak gördü. Bazılarıysa bunun doğru olamıyacağından sözetti. Bana göre Makedonya Türk Edebiyatı hem Türkiye Edebiyatının bir parçasıdır, hem de Makedonya Edebiyatının bir parçası. Ancak ben bu edebiyatın önemini bir başka yönde de görmekteyim. Türkiye veya Makedonya Edebiyatları, daha önceki cevabımın kapsamında kalarak, birer kültürün bütünleşmesine hizmet ederken, Makedonya Türk Edebiyatı, Türkiyeden çok uzak bir yerde kültürlerin bütünleşmesine katkı sunmakla kalmayıp, Türkçenin, Türk Kültürünün yaşatılması savaşımını da vermektedir. Bu edebiyatı değerlendirirken de bu öğenin kesinlikle unutulmaması gerekir.

            Bugün bir duraksamnın sezilmesine rağmen Makedonyada değerleriyle yaşayan bir Türk edebiyatının olması bile Makedonya Türk Edebiyatı yaşayan bir değerlerin kanıtıdır.

            4.         Çocuklar için de kitaplar yazmışsınız. Mesela Mete çocuklar için bir şiir kitabı. Peki Çocuk Edebiyatı kavramını nasıl tarif ediyorsunuz?

            AE:     Çocuk bir toplumun yarınlarının umutudur. Bunun çok eskiden daha sezildiğini, çocukların ninnilerle uyutulduğu, tekerlemelerle büyütüldüğünü bilirsek, edebiyat hala sözlü olarak yaşarken daha bir çocuk edebiyatının olduğu gerçeğini göreceğiz. O zaman  çocuk edebiyatı bir ihtiyaçtır diyeceğiz. Üstelik çocuk edebiyatı, genel edebiyatın ayrılmaz bir bölümü olmakla, onun tamamlayıcısıdır da desek yanılmayız.

            5.         Makedonya Türk Edebiyatında niçin genellikle çocuk edebiyatı öne çıkıyor?

 

            AE: Ben öyle düşünmüyorum. Çocuk edebiyatı hakkettiği kadar yer almaktadır edebiyatımızda. Hatta eşittir diyebiliriz. Şayet diğer edebiyatlardakinden fazla yer aldığı izlenimi varsa bu,  diğer edebiyatlardaki bir eksikliği göstermektedir.

            Yok bu görüşünüzde ısrarlıysanız o zaman sebeplerine de inmekte fayda vardır. Dönemin bütün sosyalist ülkelerinde çocuk önemle yanaşılan bir varlıktı. Makedonya Türk toplumunun öğrenci okur kesimi de az sayılmadığına göre, çocukların uzak bırakılmasında haksızlık edilmiş olabilinirdi. Kaldı ki, Makedonya (Yugoslavya) Kurtuluş Savaşından sonra Türk çocuklarının-öğrencilerinin Türkçe ders kitapları rölünü yapan çocuk dergileri, gazetelerdeki çocuk eklerinin ihtiyacını da düşünürsek çocuk edebiyatına önemin nereden geldiği anlaşılacaktır.

6.         Makedonya Türk Edebiyatında  roman türü niçin fazla işlenmiyor?

            AE: Bunun sebeplerine inmek zor bir mesele. Bu bir gelenek meselesidir dersek, Türk geleneğinde roman yok deyip meseleden sıvışabilirz. Belki bunun da etkisi olabilir. Ama bu bir sebep olarak gösterilemez. Kültür birikimi deseniz, şiir türü de büyük bir birikimi gerektirmektedir.  Hikayemiz var diyoruz, romanımız neden yok diye soruyoruz. Bu soruyu ilk soran da siz değilsiniz… Yirmi yıldır bu soru ciddi bir biçimde soruluyor da cevabı verecek  romanın çıkmamasını anlamak zor oluyor. Beni korkutan bir başka mesele var. Edebiyat eserlerinin yayınlanmasının zorlaştığını yaşadığımız bu durumlar, romanın uzun bir zaman daha çıkmamasına sebep olabilir. İnşallah aramızdan biri çıkar da beni yalanlar…

            7.         Makedonya Türklerinin öncelikli meseleleri sizce nelerdir? Bu konuda neler yapılmalıdır?

            AE:     Türkiye dışında Türk varlığını yaşatmanın kolay bir şey olmadığını düşünerekten Makedonya Türklerinin meselelerini sıralamak kolay da, bunlara  çözüm getirmek zor. Hatta bu giderek daha da zorlaşıyor.

            Takip ederseniz, hep meselelerimizden söz ederken eğitimle başlatılıyor bu sıralama. Halbuki eğitimin önemine duygusal kapılmakla öncelikli meselenin göz ardı edildiğinin farkında değiliz. Makedonya Türklerinin öncelikli meselesi hakça siyasi temsildir. Buysa henüz tam bir çözüm bulamadı. Sadık vatandaş olmanın arkasında  çok sessiz vatandaşlar olarak gizlenmekteyiz. Oysa Makedonya gerçeğinde sadıkların veya sessizlerin çok kazanamadığı, hatta unutulduğu gözleniyorsa, tavır ve yaklaşımlarımızda, isteyiş ve arayışlarımızda yeniliklere, değişikliklere, değişmeye mecbur olduğumuzu hatırlatmakta fayda vardır. Yapılacak şey değişmektir. Yani biz değişmeliyiz.  Biz değişmeden, meselelerin değişmesi de mümkün olmayacak kadar zordur! Bunu söylerken iç ve dış etkenleri ya da engelleri unuttuğumu sanmayın. Ama engeller engel olmak için olduğu kadar onların aşılması için de vardır! Biz engellerin aşmasını bilmeliyiz.

8.                  Yazılarınızda vermek istediğiniz nedir?

            AE:     Yazdıklarımda dünden  bahsetmemeyi yeğlemekteyim. Bugünü düşünür, bugünü yazarım… Ama hep yarına bakarak… Bugünü her yönüyle görmenin becerilmesini arzularım çünkü… Ama yarın derken milli ve manevi bir değişiklik yaşamadan, milli ve manevi bütünleşme ile zenginleşmeyi hisederek yarına ulaşmayı önemsemekteyim. Bunu anlamanın, kabullenmenin kaçınılmazlığıdır beni daima harekette ve ayakta dim dik tutan. Bunun önemine inanmaktayım aslında. Buna inanılmasını da arzulamatayım. Bizi yaşatan budur çünkü, yaşamak istersek. Yaşamaksa çok anlamlı bir şeydir. Ama onun hakedilmesi de gereklidir. Yürüyen ölüler olmaktan çıkılmalıdır. Bunu anlamını yakalamaya, yakalatmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Almak veya alabilmek bir de vermek veya verebilmek… Bunda da başarmak…  İstediğim, arzuladığım bundan başka bir şey değildir!…

            9.         Daha önce yazdıklarınız ile günümüzde ele aldıklarınız arasında konu bakımından bir ayırım var mı?

            AE:     Bir yazarın ele aldığı konular değişik olmalıdır. Konularda renklilik olmadığı müddetçe, yazar, dar bir ortamda kalmaya mahkumdur. Durumun böyle olmaması için konularda kendine renklilik getirmelidir her yazar. Bunu sorarken, içerik itibariyle farklılıklar var mıdır diye düşünürseniz, o zaman şunu söyleyebilirim: benim yetiştiğim ortam ve şartlar görüş açımı oluşturmuştur. Ben ilk yazmaya başladığımda ne idiysem, nasıl düşünüyor idiysem bugün de aynıyım, aynı düşünüyorum. Kısacası kafa yapımda değişiklik adına bir şey yok. Bu, konularda renkli olmadığım anlamına gelmez, tabii.

            10.       Uzun yıllardır yazıyorsunuz. Ne gibi zorluklarla karşılaştınız?

            AE:     Bir yazarın yazdıklarının yayınlanması için alan oldukça kendisini ifade etmesinde başta gelebilecek zorluk da aşılmış sayılır. Benim böyle bir sorunum yoktu. Ancak bir eseri basmakta, sadece ben değil, her yazarın karşılaştığı maddi sorunlar yaşıyor ve daha da yaşayacak gibi görünüyor.

11.              Yazar için engelleri aşmak, yazmaktan daha  mı zor?

            AE:  Hem de nasıl. Benim için ciddi bir engel kitabımın yayınlanması  için maddi desteği sağlamak. Buysa eserin var olmasına rağmen onun, gün yüzüne kavuşamaması durumunu yaşadığını gösteriyor. Tabii eser öyle kolayından yazılan bir şey değil. Ama onu yazıp da okurunuza iletemezseniz, gayeniz tamamlanmadan kalmaktadır. Zaten eserle okurunuzla irtibat içinde olmanız sağlanmaktadır. Kolay değil ama gereken emeğin sarfedilmesi sonucu meydana çıkan eserin okura iletilmesinde yazar olarak yaşanan engeli aşmak kolay olmuyor. Öyleyse engelin aşılması yazmaktan zor değil mi?!

12.              Günümüz sanat ve gençlerine bağlı düşünmeniz nedir?

AE:     Benim   kuşağım   gençken,   ortaya   koyduğumuz  sanat ve biz

gençler hakkında bizden yetişkinlerin karşısında nasıl değer gördüğüyle ilgili bir fikrim yok… Ama bugünkü gençler ve onların sanat adına ortaya koyduklarının ciddi yaklaşımlar olduğunu söyleyebilirim. Biz kadar ciddi…

Ama imkanlarımızı düşünürken bizden daha şanslı bir kuşağın sözü oluyor diye düşünüyorum. Yalnız, onların aralarından var olan fırsatları değerlendirmesini bilenlerin sayılarının pek büyük olmadığını anmadan da geçemiyorum… Bu durumun aşılmasını sağlayabilecek yeni yeni girişimlerin tanığı olmak isterdim… Benim gördüğüm odur ki,  var olan gençlerimiz ciddi, istediklerini ortaya koymakta çabaları boş çıkmayacak bir faaliyet içinde…

13.              Öğrenimin sanata bir etkisi olur mu?

            AE:     Olmaz olur mu!?…   Ama   ciddi   bir  öğrenimin etkisi olabilir. Gerçi sadece edebiyat okumakla yazar olunmaz. Yazar olacak kişinin biraz da yapısında edebiyatçı olmayı sağlayacak eğilim olmalı. Bu eğilim ve özellikler olmazsa öğrenimle birini yazar, edebiyatçı yapmak da mümkün olmaz. Ama tekrarlıyorum ciddi bir öğrenim edebiyatçıya tutulacak önemli bir dal olabilir…

14.              Sizi yazmaya, yazar olmaya iten sebep nedir?

            AE:     Ben   eğer   yazar   olabildiysem   eğer,     bu  en  başta bu alana  içimden gelen bağlılığın, eğilimin sonucudur. En başta gelen sebep odur. Ancak bu yolda elinizden tutup yol gösterecek en azından destek olacak biri de yoksa zor ilerliyebilirsiniz. Bana en büyük desteği babam ve annem oluşturdular. Her ikisi de edebiyat meraklılarıydı. Babam şiir de yazardı… Annem yazmazdı ama çok okurdu… Güzel edebiyattan anlayan kişilerdi onlar. İlk şiirim 1958 yılında SEVİNÇ dergisinde yayınlanmıştı. Köpeğime adadığım şiirdi o. Ben her fırsatta bunu belirtmekteyim. Benim o şiirime çeki düzen veren babamdı. Ama yayınlanan şiirle benim ilk yazdığım şiir arasında farklar çoktu. Edebiyatla ve yazmakla ilk temaslarımın müsebbipleri olarak ana-babamı gösterirken, daha sonra edebiyatımızda adları geçen ağabeylerimin hepsinden destek gördüğümü açıkça belirtmek isterdim.

Bunun ikinci bir sebebi de var… Buralarda güzel Türkçemizin yaşatılması ihtiyacı da ağırlıklı bir sebeptir.

15.              Yazmadığınızda bir eksiklik duyar mısınız?

AE:     Yazmaya başlamayanın anlayamıyacağı, hissedemeyeceği bir duygudur benim için yazmamak. Belki günde bir öğünü kaçırdığınızın farkına varmazsınız… Ama bir yazar yazmadığında yazmadığının farkındadır ve onun boşluğunu hisseder. Bu her yazarın duyduğudur. Yazar bazı anlar olur yazamaz hale gelir… Tekrar yazıncaya kadar bir korkuyu yaşar o, benimle ne oluyor diye… Bu durum aşıldığında ancak içi rahatlar… Yazar için yazmamak yaşamamak demektir… Benim için de aynı öyle!…

16.       ”Yarı Kalan Düşünceler“ eserini yazdığınızda sizi en çok etkileyen unsurlar neledir?

AE:     Kitabın içeriği bu konuda beni anlatmaktadır. Beni etkileyen unsurları o açığa vurmaktadır. Bizim çok ciddi değerlere dayanan ciddi bir manevi kültürümüz vardır. İnanç dünyamız vardır… Kültürümüz de buna dayanmaktadır… Çok ciddi fikir birikimleri vardır bu kültürümüzün. Ve Yarı Kalan Düşünceler  elinizde olduğuna göre, onu yazarken beni en çok bunun etkilediğinin farkınızdasınız sanıyorum.

17. Bir de Makedon Radyosu’nun Türkçe Yayınları’nda çalışıyorsunuz. Orada bir programınız var. Bu programda konular hakkında sözeder misiniz?

AE:     Ben aslında bu yayınların Kültür Sanat Dairesini idare ediyorum. Daha önceleri radyo reportajın gezi dalında sayısız ürün verdim. Bugün radyoculuğun her dalında çalışmalar sergilemekteyim. Ağırlıklı olarak Açık Miklrofon’da faal olmaya çalışıyorum. Burada her daldan denebilecek bir konu yelpazesinin yaşandığını söyleyebilirim. Ama gaye Makedonya Türkünün meselelerine yaklaşmak, onları ele almak, değerlendirmek ve mümkün olduğu kadarıyle onların çözümü doğrultusunda fikir üretmektir.

18.       Bir şok şiir kitapları daha yazmışsınız… Mesela İLK, METE, İN MİSİN CİN MİSİN, v.s. gibi. Sizce şiir mi düz yazı mı yazmak daha kolay?

AE: Edebiyata yaklaşımınız cidiyse, kolay diye bir şeyle karşılaşmanız mümkün değildir. Edebiyatta kolay denen bir şey yoktur çünkü. Ama edebiyat ürünlerini seçmek, edebiyatçının eğilimine bağlıdır. Edebiyatçı başarılı olabileceğini sandığı türde kendi ağırlığını ortaya koyar. Bu şiir mi olacak, hikaye mi olacak belli olmaz… Ama yok eğer edebiyatta

bu türde eser vermek daha kolaydır diyenlere rastladığınmızdan bunu bana soruyorsanız, o zaman o kişiler ciddi bir yanılgı içinde bulunuyorlar diye düşünüyorum.

19.       Makedonyada Türk Edebiyatında dini konuların fazla işlenmediğine şahid oluyoruz. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?

AE:     Saptamanız doğrudur. 1990 öncesi kalkıp bir dini konu üstüne durmanız mümkün değildi. Siz bir şeyler yazabilirdiniz, ama bunu yayınlayacak alan bulamazdınız. Yarı Kalan Düşünceler bundan ötürü o zaman basılamazdı. Ama yazılmıyordu diyemezsiniz. Dini şiirler yazılmıştır da, yazanlar dile gelememişlerdir, yazılanlar gün yüzüne kavuşamamıştır. Fettah Rauf’un şiirlerinin rastlanıldığı, Kemal Aruçi’nin Türkçe dini şiirlerinin yazıldığı tarihler 1950’li 60’lı yıllara denk gelir ama onlar el yazma olarak kalmışlardı o dönemlerde. Sizin haklı saptamanızın tersi bir dönemin başlaması da mümkün olabilir… Ama beklemek ve görmek kalıyor şimdilik…

20.       ”Naat“ isimli şiirinizde Peygamber sevgisini anlattınız. Bundan sonraki çalışmalarınızda da buna benzer konuları işleyecek misiniz:

AE: Her halde… Şu anda  bazı çalışmalarım var bu alanda. İnşallah kısmet olur da onları tamamlarım. Bunlar nedir diye sorabilirsiniz… Bense bunu aşıklamadan bıraksak diyorum…